top of page

Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu

Öncelikle eserde kapağından itibaren ince ince düşünülmüş bir kurgu göze çarpmaktadır. Nostaljik ambiyans daha kitap açılmadan başlamaktadır. Eskinin rengi olan krem kapak, siyah beyaz figürler, dönem havası katan develer ve de gelenekselliği sembolize eden halı daha eseri ele almadan okuyucuya başarılı bir nostaljik hava sunmaktadır. Yazarın dili ise genel olarak sade ancak ele aldığı dönem itibariyle yer yer Arapça ve Farsça kelimelerin yer alması sebebiyle ağdalı noktalarda vardır. Bunun yanında anlatımı sanatsal olmakla birlikte kurgu yer yer masalsı, şiirsel ve de gezi yazısı tarzında karma bir biçimde işlenmiştir.


Eserde varoluşsal sancılar bulunmakla birlikte Mevlevilikte bulunan Tevhit ve Vahdet-i Vucud felsefesinin yazar tarafından benimsendiği açıkça görünmektedir. Tevhit inancına göre ırmaklar gibi farklı dinler olsa da Tanrı okyanus gibi tektir ve dolayısıyla hepsi aynı yerde birleşir. Sen bensin ben de sen diyerek herkesin ve her şeyin tanrının yansıması olduğunu söyleyerek de Vahdet-i vucud inancını ortaya katar. Sonuç olarak yazar kozmopolit kimliğini ve de derin insan sevgisini ön plana çıkarmakla birlikte bunun yanında ateşli bir savaş karşıtıdır.


Eserin içeriğine gelecek olursak aşk alegorisi üzerinden kurgulanmış bir dönem romanıdır. Özellikle XX. yy'in başındaki başta dünya tarihini sonra ise Osmanlı ve İran siyasi tarihini etkileyen ve de dönüştüren tarihsel olgular eserin geçtiği dönem olarak ele alınmıştır. Bu zaman dilimi özellikle 1. Balkan Harbi 1912 ve 1. Dünya savaşı 1914-1918 arasıdır. Mekân ise Osmanlı ve İran'ın bu dönemde yaşadıkları siyasi çalkantılar ve de bunun sonucu şartların dayattığı çağdaşlaşma dönüşümleridir. Bu durumu daha iyi anlamak için kısaca Osmanlı’nın son dönemimde ortaya atılan kurtuluş fikirlerini bilmek elzemdir. Şöyle ki devlet yıkılmaya yüz tutunca aydınlar ve siyasilerden kimi kurtuluşu, Osmanlıcıkta, kimi ise Turancılıkta, Panislamizm, Batıcılık ya da federatif yönetimde bulmuştur. Bu ideolojilerden fedaratif yapı devleti hızla parçalar korkusuyla soğuk durulmuş, Panislamizm ise Arap isyanları ile çökmüş, Osmanlıcılık ise Balkan devletlerinin isyanıyla başarısız olmuş sonuç olarak elde Turancılığın ve de batıcılığın karışımı olarak çağdaş milli Türkiye Cumhuriyetinin de temellerini atan bu ideolojiler elle tutulur kalmıştır. Bu duruma not olarak gerek Fransız İhtilalinden çıkan milliyetçilik akımının başta Osmanlı olmak üzere imparatorlukları parçalaması ve de Balkanlardan gelen Türk muhacirlerin ulus kimliğinin inşasına direk etki etmesi bu ideolojileri öne çıkarmıştır. Bu durumun sonucunda ise yönünü batıya çevirmiş, ulusal bir ideoloji tam olarak benimsenmiştir.


Analitik olarak eserin yapısına bakınca İran coğrafyası, edebiyatı, halısı, dili, tarihi yani kültürü harmanlanarak başarılı bir şekilde esere halı gibi dokunmuştur. Kişiler üzerinden olgular net anlaşılmaktadır. Setterhan, eserde genel olarak İran'da 1. Dünya Savaşı sırasında iktidarda bulunan Türk soylu Kaçkar hanedanın son üyesi şah Ahmet Kaçkar'ı temsil etmektedir, Azam ve Halısı (aynı zamanda azam büyük demektir) İran Halkı'nın temsilcisidir. Mirzahan ise Kaçkar Hanedanın soyunu temsil eder, Sehend Mirzahan'ın oğlu olarak iktidar kimliğinin iki yüzünde biridir eserde eksik yönlü başarısız olarak verilir yani iktidarın yozlaşmış başarısız istenmeyen tarafını temsil eder. Setterhan ise iktidarın nispeten çekici bulunan karizmatik yönüdür. Bu yüzden soylu olduğu eserde defaat ile vurgulanır karizması vardır ve Türk'tür zira Kaçkar hanedanı Türk'tür ama dünyadaki gelişmelerden ve dönüşümden bihaberdir. Ondan dolayı Sofya ona Puşkin'in Onegin eserini verir; Onegin gibi bihaberdir sevgiliden, yani Azam'dan, yani halktan. Bundan dolayı Azam’ı halkı anlamaz; zaten eserde Azam’ın ona karşı isteği yoktur. Başka bir karakter olarak eserdeki meczup ise aslında halkın sesidir; delilikle dahilik birbirine yakındır. Bu durum ironik olarak eserde işlenmiştir bundan dolayı meczubun yönetme ve yürütme tespitleri gayet yerindedir.


Setterhan ismini anlamı örten, gizleyendir; bu da monarşinin itici yönleridir. Azam için, yani yönetmek için tutkuludur her şeyini vermek ister. Monarşiyi sürdürmek istemesinin örneklerinden en belirgini parası yeterli olmamasına rağmen borçlanarak kuyumcu Sarafim’den Sasani sikkelerini almasıdır. Para özellikle tarihte egemenlik ve iktidar sembolüdür; bu yüzden Setterhan parayı alır. Ataları olan Sasaniler gibi monarşinin devamına taliptir ve bu sikkenin birini Piruz'un önündeki suya atması da egemenliğin kaybı ve Piruz'a geçmesinin sembolüdür. Kendisine İran’dan iki defa mektup gelmiştir. İlki, giderken yani Kaçkar hanedanlığı tahtı kaybederken gelmiştir; zira kendisini destekleyen cılız kesmin temennisidir. İkinci mektup 1979’da gelmiştir; yani Pehlevi Hanedanlığı’nın çöküp Ayetullah Humeyni’nin iktidara gelmesi sırasında. Zaten Setterhan'ın eser içindeki çoklu sembollerinden biri monarşidir.


Piruz’un sözlük anlamı muzaffer demektir. Çünkü halkı yani Azam’ı, yani egemenliği o ele geçirdi. Kendisi Şah Rıza Pehlevi’nin 1921’de iktidarı ele geçirmesinin temsilcisidir. Sarı saç mavi göz Atatürk'e atıftır zira Şah Rıza İran'ın seküler ve çağdaşlaşmasında Atatürk'ten esinlenip onu örnek almış, hatta Türkiye’ye ziyarette bulunmuş, bu etkiyi şu sözlerle aktarmıştır: “Sen komutansın ben askerim. Ateş sembolü Piruz’un mecusuliği ise bilimin sembolüdür.


Mitolojide Titan Prometheus tanrılar ocağından ateşi çalmış ve insanlara vermiştir insanlar ise ateşle alet edevat yaparak teknolojinin yani bilimin temellerini atmıştır. Dolayısıyla ateş evrensel olarak bilimin sembolü olarak kabul edilir.

Osmanlı’ya gelince Hacı bey muhafazakar padişah yanlısı tarafı temsil eder, Sefa bey ittihatçı ve garpçıdır aralarındaki politik tartışma yukarıda bahsettiğim Osmanlıcılık ve Turan/Garpçılık tartışmasıdır ve hâlâ günümüze değin siyasi hayatımızı etkilemeye devam etmektedir. Zehra yeni rejimi oluşturacak masum temiz halkın sembolüdür anasız babasız olması önemlidir. Buraya dikkat edilmelidir, zira T.C sembolüdür. Cumhuriyet evveliyatı yani anası babası olmayandır, yenidir. Türk Setterhan ile birleşme ise muhacir Türklerin Anadolu’ya gelerek demografiyi ve de ideolojiye etkileriyle yeni devletin temellerini oluşturmalarına atıftır.


Hacı bey ise Osmanlı devletidir, yaşlanmış kesilen ayağı kaybedilen savaşların metaforudur. Güçsüz ve zamanı geçmiştir ama atadır, köktür. Büyük hanım Anadolu insanıdır ismi gibi sabredendir; evi ayakta tutan yetimlere bakan, elde avucunda olanı savaşta kaybetmiş Anadolu halkıdır. İsmail Anadolu’nun savaşlarda yitirilen geleceği parlak genç neslidir. Anuş suçu olmayan artık kimsesiz muamelesi gören Ermeni tebaanın sembolüdür. Yetim Hasan savaşlar sonucu babalarını kaybeden çocukların temsilcisidir. Harşit Çayı ise tam olarak savaşın ve devletin geçirdiği zor günlerin metaforudur. İnsanlar çayı geçerken, yani savaşta öldüler; ahlaksızlık ve eşkiyalık Anadolu’da baş gösterdi. Bu tam olarak savaşın ve halkın dramının özetisir. Yıldırım ise geride kalan yarım erkek profilidir; zira sağlıklı vatan evlatları savaştadır geride kalanlar yarımdır. Nar ise berekettir bir açarsın içinde bin çıkar. Düşman, ağacı yani devleti kesse de kökü vardır ve sağlamdır; kesik yerinden filizlenme başlamıştır bile. İleride kesilen devlet nar gibi bin doğacaktır.


Son olarak yazar Zehra ve Setterhan’a “Beni görüyor musunuz?” diye sorar; yani ben modern çağdaş Türkiye’yim, yani sizin mirasınızım der.



Emrah GÜMÜŞTAŞ

Yorumlar


bottom of page