top of page

Kaplumbağalar -Fakir Baykurt



Fakir Baykurt - Kaplumbağalar

Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar romanı, sadece bir köyün hikâyesi değil; Anadolu’nun kıraç bağrında filizlenen, emekle sulanan ama sistemin soğuk çarkları arasında ezilen evrensel bir insanlık rüyasıdır. Roman, Tozak köyü sakinlerinin imkânsızı başarma azmini anlatırken, aslında devlet, birey, mülkiyet ve ideal düzen kavramlarını derin bir hesaplaşmaya tabi tutar.

Tozak, coğrafi olarak dış dünyadan yalıtılmış, unutulmuş ve kendi içine hapsolmuş bir köydür. Bu yalıtılmışlık, bir yandan yoksulluğu ve cehaleti beslerken diğer yandan köylüye kendi hayallerini kurabileceği boş bir levha sunar. Eğitmen Rıza ve Kır Abbas’ın öncülüğünde başlayan bağ kurma fikri, alelade bir tarım faaliyeti değil, kolektif bir varoluş çabasıdır. Purluk denilen, kireçli ve işe yaramaz görülen arazinin ıslah edilmesi, insanın doğaya ve kaderine karşı verdiği en asil savaşlardan birini temsil eder.

Burada kurulan bağ bir ütopyadır. Çünkü bu düzende mülkiyet ortaktır, emek kutsaldır ve her şey "hepimiz için" ilkesiyle yürütülür. Köylüler, sadece üzüm yetiştirmezler; aynı zamanda birbirlerine olan güvenlerini, ortak bir gelecek umudunu ve kendi kendine yetebilme onurunu da yeşertirler.

Ancak her ideal düzen gibi, Tozak’ın bu bağ ütopyası da kendi içinde bir disiplini ve baskıyı barındırır. Kolektif mutluluğu korumak adına bireysel farklılıklar ve itirazlar törpülenir. Kır Abbas gibi hırçın ve başına buyruk bir karakterin bile bağın selameti için uslu bir delikanlı gibi davranmak zorunda kalması, toplumsal sözleşmenin birey üzerindeki o görünmez ama ağır baskısını hissettirir. Bağın pay edilmesi aşamasında ortaya çıkan çatışmalar ve hainlik suçlamaları, insanın mülkiyet dürtüsü ile idealist ortaklık arasındaki ezeli gerilimi gözler önüne serer.

Köylü bağları kurarken, tohum ararken, susuzlukla boğuşurken ortada olmayan devlet; bağlar yeşerip meyve verdiğinde, bir değer haline geldiğinde aniden belirir. Devletin buradaki temsilcileri (memurlar, kadastro ekibi), toprağa dokunan eli değil, sadece kâğıdı ve mühürü temsil ederler. Onlar için Purluk bir yaşam alanı değil, hazine arazisidir. Bu noktada romandaki çatışma, yaşayan hukuk (köylünün emeği) ile yazılı hukuk (devletin yasası) arasındaki uzlaşmaz çelişkiye dönüşür.

Romanın adındaki kaplumbağa metaforu hem köylünün hem de bu ütopyanın yazgısını özetler. Kaplumbağa evi sırtında, yavaş ve sabırlı bir canlıdır; ama tehlike anında sert kabuğuna çekilir. Tozak köylüleri de bozkırın ortasında kendi kabuklarını yaratmaya çalışmışlar, ancak o kabuk dışarıdan gelen balyoz darbeleriyle parçalanmıştır.

Kaplumbağalar, sadece sistem eleştirisi yapan bir eser değildir; insanın iyi ve güzel olanı inşa etme dürtüsünün, statükonun gri gerçekliğine çarpıp parçalanışının destanıdır. Bağlar yıkılmıştır, asmalar kurumuş ve kaplumbağalar Purluk'u terk etmiştir; ancak geride kalan hüzün, okuyucunun zihninde adalet ve vicdan üzerine bitmeyecek bir tartışma başlatacaktır.



Başak ÇATIKKAŞ

Yorumlar


bottom of page